YILDIZLARIN ALTINDA BİR AĞUSTOS GECESİ


 

Bugün Ağustos’un onbeşi. Bütün gün sert bir meltem esti; alaborina seyredip bata çıka sonunda bu ıssız, sakin koya, Eğriliman’a vardık, üç beş kulaç suya demirledik. Herhalde motoryat sahipleri çocuklarını okula hazırlamakla meşgul ki, limanda ne jeneratör gürültüsü var ne de kasap havaları. Dersin ki dünyada bir biz, bir de uçsuz bucaksız evren var.

 

Kerâhet vaktinin gereklerini yerine getirdikten sonra, güverteye uzanıp göğü mekân tutmuş kişilerin neler yaptıklarını dikizlemeye başladım. Geçen ay hayat hikâyelerini anlatmadıklarımsanki “Bizi unutma bu gece!” der gibi bakıyorlar. Demirkazık’ın doğusuna doğru M harfi biçiminde bir tanıdığa rastgeldim önce. Gerçi kendisiyle bundan binyıllar önce tanışmıştık ama ben, o gündür bu gündür onu hiç unutamadım. O zamanki adı “Cassiopea” idi, bugün batılılar hâlâ öyle tanıyor. Yalınayak dolaşan, şen şakrak, güzel bir kız idi; benim de gönlümü çalmıştı. Derken günün birinde Habeşistan kıralı “Cepheus” ona talip oldu. Adam tam bir ızbandut; sağ elinde bir kırbaç, vahşi bir adam, ama kral. Eskiden adına “Sefe” derdik; şimdi “Kral” diyorlar. Kral dururken bana kim yüz verir, Cassiopea beni unutup ona vardı elbet. Herif kral olmasına kral ama yine de haydudun teki. Onun için Sefe’yi anlatmak fazla yüz vermek olur, geçiniz! ...

 

 

Yazının tümünü okumak için tıklayınız.

  Deniz Kültürümüzden sayfasına dönmek için tıklayınız.

 


DUM VENTUS EST, SPES EST.